Kuzey Kafkasya Dillerinde Yazın

 
Kuzey Kafkasya’ da “yazın” denilince konuya nereden başlanacağı sorusu ile karşılaşılır. Kuzey Kafkasya dillerinde söylenen sözlü sanat ürünlerinin doğduğu, günümüzden yaklaşık beş bin yıl öncesine mi çıkılmalı? Yani “NART DESTANLARI” ile mi başlamalı ya da Kuzey Kafkasya dillerinin yazıya, alfabeye kavuştuğu çok yakın tarihleri mi başlangıç olarak almalıyız?
 
Nart Destanları’nın Kuzey Kafkasya’nın otokton halkı olan Çerkes boylarının binlerce yıldan bu yana ürettikleri ulusal destanlar bütününün adı olduğu gerçeği düşünüldüğünde, genelde “Çerkes Yazını” olarak değerlendirilebilecek, Kuzey Kafkasya yazın sanatının Nart Destanları ile başladığını kabul etmek gerekir.
 
Çerkes mitolojisinin bütününü kapsayan Nart Destanları, İsa’dan önceki çağlardan bugüne Kuzey Kafkasya boylarının dilinde, müziğinde, sanatında yer etmiştir. Başlangıcını tarih çağları içinde tam olarak saptamak çok zordur. Ancak, doğanın ve evrenin çözülemeyen sırlarının dile getirilmesi olan Mythos’un, insan dilinin ve sözcüklerinin ortaya çıkması ile başladığı dikkate alınırsa, Nart Destanları’nın başlangıcı hakkında bir fikir edinilebilir kanısındayız. Kuzey Kafkasyalıların antik çağlardan bu yana tüm sanat verilerini aydınlığa çıkaracak olan, bu  destanlara ilişkin çalışmalar süregelmektedir. Kafkas dilleri uzmanı olan P. K. USLAR, 1896 yılında “Nart destanlarının derlenip yayınlanmasının çok gecikeceğini, bu gecikmenin Dünya uygarlığı açısından büyük bir zaman kaybı olacağını” ileri sürmüştür. Yüzyıl sonra bu bilim adamının arzusunun Hadağatle Asker, Yinalipa Şalwa, Şortan Askerby, Meremkuıl Wladimir gibi araştırmacılarımız tarafından yerine getirilmesi, geç de olsa ulusal kültür açısından mutluluk veren bir aşamadır.
Devamını oku...
 

İstanbul Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti

 
Dr. Vasfi GÜSAR
 
 
İstanbul’da bulunan Çerkes hanımlar,sosyal, ulusal yaşantıda daha iyi bir yöne yönelmek ve birbirlerine her yönden yardımcı olmak, bu arada kültürel amaçları da ihmal etmemek kaygısı ile bir dernek kurmayı düşünmüşler. Ünlü Tarihçi Met Çunatıko izzet Paşa’nın önderliğinde, 1918 yılı, Eylül başlarında Beşiktaş, Akaretlerde, “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti “  adı altında bir dernek kurmuşlardır. Kurucuları, idealist beş hanım Hayriye Melek Xunç, Makbule Berzek, Emine Reşit Zalique, seza Poox ve Faika hanım. Hayriye melek Xunç, kültürlü güzel Fransızca bilirdi. (Bir süre sonra Met Çunatıko İzzet Paşa ile evlenmişti.)
 
Emine hanım emekli General Reşit Paşa’nın hanımı, konuşkan, bilgili, erkek gibi bir hanım. Seza Poox; General Nazmi Paşa’nın kızı, üniversite öğrencisi. Makbule Hanım, milletvekili Mahzar Müfit Bey’in eşi. Faika Hanım da Mısırlı Çerkes İshak Paşa’nın eşi idiler. Aralarında yaptıkları ilk toplantıda, Hayriye Melek Hanım’ı başkanlığa, Emine Reşit Hanımı sekreterliğe, Seza Poox Hanımı da veznedarlığa getirdiler.
Devamını oku...
 

Mitler ve Masallar Diyarı

 
Hulusi ÜSTÜN

 

Edebiyat tarihi biraz da insanlığın geçirdiği kültür evriminin dolayısıyla uygarlığın tarihidir. Kimi zaman edebiyat tarihi, tarihin aydınlatamadığı çağlara ışık tutar. İnsanlık tarihini yazının buluşuyla başlatanlar yazıdan önceki çağları araştırmada mitoloji ve masal öğelerine başvurmaktadır. Nitekim Platon'un aktardığı söylenceler hala bir çok araştırmacıyı o söylencelerin konusunu oluşturan Atlantis'i aramaya yönlendirmektedir. Mitoloji tarih ve kültür araştırmalarının dayanaklarından biridir. 

Eski dünya anakarasının bilinen mitolojik söylenceleriyle Kuzey Kafkasya mitolojisi arasında varolduğu söylenen bağlantılar hakkında çok şey yazılıp çizilmiş olmamakla birlikte mitoloji ile uğraşanlar özellikle Yunan mitolojisiyle Kafkas mitolojisi arasında bir çok ortak öge ve ortak motif bulmuşlardır. Aslında bu doğaldır da ve birinin diğerinden çıktığı tezi ispatlanamaz. Doğrusu bu iki kültürün birbirinden çok şey alıp verdiğini kabul etmek olmalıdır. İşte bu noktada Kafkasya yalnız eski Yunan değil, bütün Anadolu ve ön Asya söylencelerinin masal ve mit diyarı olmuştur. İnsanlığın en eski çağlarından beri geçit vermeyen dağların arasındaki bu ülke diğer uygarlıklar için bir merak konusu olmuş ve mitolojilerinde yer almıştır.  Demek en eski çağlardan beri bu topraklar, üzerinde yaşayan insanlarıyla, dorukları sisli dağlarıyla, doğal güzellikleriyle dikkatleri üzerine çekmiş onların hayal gücünün yakıştırdığı bir biçime bürünmüştür.

Devamını oku...
 

Atlantis efsanesi ve Kafkasya

 
Aydın Osman ERKAN

 

Efsane şöyle başlar; zamanımızdan 11.500 yıl kadar önce, bir çoklarının Atlas Okyanusu olduğunu iddia ettikleri bir kıta varmış. Bu ülke, insanlığın, özellikle beyaz-Ari ırkın doğduğu ve çok üstün bir uygarlığa yükseldiği bir adaymış. Büyüklüğü Libya ve Asya’nın (Anadolu) toplam alanından daha genişmiş. Burada güneşe tapan bir dini ve teknolojide çok gelişmiş bir ilmi benimsemiş, çok yüksek kültüre sahip ve çok uygar bir millet yaşarmış... Atlantisliler, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi ve Orta Amerika kıyılarına yaptıkları seferler ile ora halklarına bu uygarlıklarını aşılamış ve koloniler tesis etmişlerdi. Sık sık meydana gelen depremlere ada halkı alışmışsa da, gene de epeyce zararlı oluyordu. Bir gün çok şiddetli depremler sonucu, Atlantis adası tamamıyla sulara gömülerek yeryüzünden silinir gider.

Zamanımızdan 2400 yıl kadar önce yaşamış olan eski Atinalı filozof-düşünür Eflatun (Platon) MÖ. 428-348, Atlantis Efsanesini ilk yazan adamdır. Eflatun’a göre; Atinalı Solon, MÖ. 6. yy yaşadı, devlet adamı, eski Mısır’ı ziyarete gittiğinde orada büyük itibar görür ve Sais Mabedi rahipleri ile görüşür. Bu Mısır rahipleri Solon’a Yunan ve Mısır Uygarlılarının daha bir çocuk kadar genç olduklarını ve fakat asıl insanlığın altın devrinin kendi zamanlarından 9000 yıl evvel sulara gömülerek batan ve yok olan Atlantis Uygarlığı olduğundan bahsederler. Solon hayret ve ilgi ile bu açıklamaları dinler ve ilk defa bir batılı Atlantis’in varlığını efsane şeklinde dahi olsa öğrenmiş olur.

Devamını oku...
 

Sürgündeki Kafkas Dansı

 
Derleyen / Fehim TAŞTEKİN
 
 
Kuzey Kafkasya halk dansları Avrupa ve Türkiye'de nasıl yayıldı?
 
Aralarında Kafkas dans kültürünün önemli isimlerinden Musa Ramazan'ın da bulunduğu bir grubun, Kafkas danslarının yaşaması açısından İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da ve daha sonra Türkiye'de sarfettikleri çaba kayda değerdir. Musa Ramazan'ın "Bir Kafkas Göçmeninin Anıları" adlı kitabında anlattıkları hayli ilginç. Kitapta anlatılanlara göre, Sovyet halklarının folkloru 1930'lu yıllarda sahnelenmeye başlandı.
 
Halk kültürlerinin parçası olan danslar, müzik, şarkılar, korolar ilkokullardan başlanarak Kültür Bakanlığı düzeyinde örgütlenen gösterilerle gündeme girdi. Kuzey Kafkas otonom cumhuriyet ve eyaletleri kendilerine özgü zengin folklor ve sanat programları oluşturdular.
 
Tarihçi, ressam, müzisyen olan diplomalı ve yetenekli hocaların nezaretinde her birinde müzik, dans, şarkı icra eden birer devlet halk topluluğu oluşturuldu. Skeçleri yürütebilecek aktörler de yetiştirildi.
 
Devamını oku...
 

TARİH | COĞRAFYA

BİLGİ | BELGE

KÜLTÜR | SANAT